İstanbul merkezli çağdaş bir sanatçıdır.
Gazi Üniversitesi Resim-İş Bölümü’nde lisans eğitimini yüksek onur derecesiyle tamamlamış, ardından Uygulamalı Sanatlar alanında yüksek lisans yapmıştır. Çalışmalarındayüzeyi bir temsil alanı olarak değil, hafıza taşıyan bir katman olarak ele alır.
Resim ve asamblajlarında zaman, iz, silinme ve yeniden oluşma kavramları etrafında üretir. Buluntu nesneler ve katmanlı yüzeyler aracılığıyla, geçmişe ait parçaları yeni bir bağlamdayeniden kurar.

Gözde ATLAS
”Kıyıda Kalan” 2022
43×33 cm
Buluntu nesneler ile asamblaj
Deniz kıyısında bulunan bir nesne, ait olduğu yerden kopmuş değildir; sadece bağlamdeğiştirmiştir.
“Kıyıda Kalan”, terk edilmiş olanın değil, yer değiştirenin hikâyesidir. Zamanın aşındırdığıbir metal yüzey, kendi başına bir son değil; başka yaşamlar için bir başlangıç haline gelir.
Üzerine yerleşen küçük canlılar, nesneyi yeniden tanımlar. İnsan müdahalesinden bağımsızolarak başlayan bu dönüşüm, doğanın kendi hafıza kurma biçimini görünür kılar.
Eklemlenen ayna ve oya ise bu doğal sürece ikinci bir katman getirir. Ayna artık yansıtmaz; geçmişe ait izleri taşır.
Oya, ev içi üretimin ve el emeğinin taşıyıcısı olarak, doğal olan ile insan yapımı olan arasında bir geçiş yüzeyi oluşturur.
Bu işte nesneler bir araya getirilmez yalnızca—zamanlar üst üste biner.
“Kıyıda Kalan”, yüzeyde görülen bir kompozisyon değil; birikmiş bir hatırlama hâlidir.
—————————————-
Gözde ATLAS
“Yan Yana“ 2022
24×24 cm
Buluntu nesneler ile asamblaj
Bir oyuncak bomba ve bir oyuncak bebek. İkisi de aynı dünyaya ait görünür—ama taşıdıklarıanlamlar farklıdır.
“Yan Yana”, bu iki nesnenin karşılaşmasıyla ortaya çıkan gerilimi taşır. Oyun ile gerçeklikarasındaki sınır, bu karşılaşmada belirsizleşir.
Oyuncak, güvenli bir temsil alanı sunar. Ancak temsil edilen şeyin kendisi, bu güveni her zaman taşımaz.
Bomba, bir nesne olarak değil; taşıdığı anlamın ağırlığıyla var olur. Bebek ise kırılganlığı ve korunma ihtiyacını çağırır.
Bu iki form yan yana geldiğinde, anlamlar sabit kalmaz—yer değiştirir.
El işi oyalar, bu karşılaşmaya üçüncü bir katman ekler. Ev içi üretimin, sabrın ve tekrarın izini taşıyan bu dokular, sert olan ile kırılgan olan arasında bir bağ kurar.
Bu işte gerilim yüksek sesle kurulmaz. Her şey yerli yerinde durur.
Ama tam da bu sakinlik içinde, izleyici nesneler arasındaki mesafeyi yeniden düşünmeyezorlanır.
“Yan Yana”, karşıtlıkların çarpıştığı bir alan değil; birlikte var olmanın yarattığı sessiz bir kaymadır.



